İnsanın Sözde Evrimini Kanıtlayan Ara Geçiş Formları Olduğu İddiası Doğru Değildir
UBA'nın iddiasının aksine, insanın kökeni ile ilgili yeni bulgular bu konudaki evrim teorilerini desteklemek bir yana sarsmaktadır. Bulunan fosiller onyıllardır kurulmaya çalışılan evrim ağaçlarını yıkmakta, biyokimyasal karşılaştırmalar insanla maymunlar arasındaki genetik farkın sanılandan çok daha büyük olduğunu göstermektedir. Ünlü bilim dergileri ve evrimci yayınlardaki itiraflar bunun en açık delillerindendir. |
Dünyanın en önde gelen evrimci yayınlarından biri olan Nature dergisinde dahi, evrim teorisinin, insanın kökeni konusundaki çıkmazları itiraf edilmiştir. Derginin editörü Henry Gee, 12 Temmuz 2001 tarihli Nature'da yayınlanan makalesinde, evrimciler tarafından insanın ataları olduğu iddia edilen hominid (insansı) fosillerinin, ilkelden gelişmişe doğru bir sırayı takip etmediğini, aksine kayıtlarda bu fosillerin bir anda ortaya çıktığını belirtmektedir. Makalede, evrim teorisinin 150 yıldır umulan kanıtı olan "ara formların" var olmadığı, farklı türlerin hep aniden ortaya çıktığı şöyle bir benzetmeyle açıklanmaktadır:
Hominid fosillerinin keşfi, yolcu otobüslerine benziyor. Bir süre için hiçbiri yokken, aynı anda 3 tanesi birden ortaya çıkıveriyor.2
Henry Gee, yapılan tüm paleontolojik kazılara rağmen, şempanze ve insan bağlantısını gösterecek hiçbir fosil bulunmadığını da şöyle itiraf etmektedir:
Hominid fosillerinin çok nadir olduğu konusu çok ünlü bir gerçektir, şempanze bağlantısı ise nedense hiçbir fosil kaydına sahip değildir.3
Bu tür itiraflar konusunda Henry Gee yalnız değildir. Örneğin George Washington Üniversitesinden Profesör Bernard Wood da, Nature dergisindeki bir makalesinde, insanın evrimsel kökeni ile ilgili taksonomik ve filogenetik ilişkilerin karanlıkta kaldığını belirtmekte ve şöyle demektedir:
Evrimci paleontologlar yaklaşık 150 yıldır, evrim teorisini ispatlayacak fosilleri arıyorlar. Ancak bu aramaları hiçbir sonuç vermemektedir. |
Kısacası Australopithecus'tan insana giden klasik evrim şemasının bilimsel bulgulara uymadığı ortaya çıkmıştır, ama başka bir evrim modeli de öne sürülememektedir. Evrim teorisi, insanın kökeni konusunda da, Michael Denton'ın ifadesiyle "kriz içinde"dir.
Time dergisinin 1994 yılındaki bir sayısında ise, fosil kayıtlarının evrim teorisini nasıl bir çıkmaz içinde bıraktığı çok açık bir şekilde belirtilmektedir:
Ancak, bir asırdan fazla sürelik kazılara rağmen, fosil kayıtları çıldırtırcasına eksik kalmaya devam eder. Çok az sayıdaki ipucu ile, hatta resme uymayan tek bir kemik bile herşeyi alt üst edebilir. Neredeyse her büyük buluş geleneksel anlayışta derin çatlaklar açmış ve bilim adamlarını ateşli tartışmalar ortasında yeni teoriler üretmeye zorlamıştır"5
Görüldüğü gibi, evrimci bilim adamları ve yayınlar dahi fosil kayıtlarının insanın evrimi iddiası için bir kanıt sağlamadığını kabul etmektedirler. UBA ise yayınladığı kitapçıkta tüm bu gerçekleri görmezden gelerek delilsiz iddialar sıralamıştır.
UBA'nın Australopithecus Hakkındaki Yanılgıları
Yukarıdaki resmin sağ üst tarafında, Australopithecus afarensis AL 444-2 fosilinin kafatası, onun altında ise günümüz şempanzesinin kafatası yer alıyor. Aradaki çok açık benzerlik, A. aferensis'in, hiçbir "insansı" özelliği olmayan sıradan bir maymun türü olduğunun açık bir göstergesidir. |
Richard Leakey |
Bu konudaki evrimci iddia ise, Australopithecus'ların, tam bir maymun anatomisine sahip olmalarına rağmen, diğer tüm maymunların aksine, insanlar gibi dik olarak yürüdükleri tezidir.
Söz konusu "dik yürüme" iddiası, Richard Leakey, Donald Johanson gibi evrimci paleoantropologların on yıllardır savundukları bir görüştür.
İnsanların ve gorillerin duruşları birbirinden tamamen farklıdır. İnsanların üst bedenleri diktir ve dik yürürler, goriller ise üst bedenlerini öne doğru eğerler ve kollarını destek almak için kullanırlar. |
Ama pek çok bilim adamı, Australopithecus'un iskelet yapısı üzerinde sayısız araştırma yapmış ve bu iddianın geçersizliğini ortaya koymuştur. İngiltere ve ABD'den dünyaca ünlü iki anatomist, Lord Solly Zuckerman ve Prof. Charles Oxnard'ın, Australopithecus örnekleri üzerinde yaptıkları çok geniş kapsamlı çalışmalar bu canlıların iki ayaklı olmadıklarını, günümüz maymunlarınınkiyle aynı hareket şekline sahip olduklarını göstermiştir. İngiliz hükümetinin desteğiyle, beş uzmandan oluşan bir ekiple bu canlıların kemiklerini on beş yıl boyunca inceleyen Lord Zuckerman, kendisi de evrim teorisini benimsemesine rağmen, Australopithecusların sadece sıradan bir maymun türü oldukları ve kesinlikle dik yürümedikleri sonucuna varmıştır.7 Bu konudaki araştırmalarıyla ünlü diğer evrimci anatomist Charles E. Oxnard da Australopithecus'un iskelet yapılarını günümüz orangutanlarınınkine benzetmektedir.8
Son araştırmalar Lucy adlı fosilin 'boğum yürüyüşlü' maymunların sahip oldukları iskelet yapısına sahip olduğunu göstermiştir. |
Görüldüğü gibi, Australopithecus üzerinde yapılan detaylı incelemeler, bu canlıların dik duran ve iki ayak üzerinde yürüyen canlılar olmadıklarını, aksine günümüz şempanze ve gorillerinde de görülen diz yapılarına ve yürüyüş şekline sahip olduklarını göstermektedir.
Bilimsel bulgular, Australopithecus sınıfının en ünlü örneği sayılan "Lucy" hakkındaki evrimci varsayımları da temelsiz bıraktı. Ünlü Fransız bilim dergisi Science et Vie, Şubat 1999 sayısında "Elveda Lucy" (Adieu Lucy) başlığını atarak bu gerçeği kabul ediyor ve Australopithecus'un insanın atası sayılamayacağını onaylıyordu. |
Australopithecus'un insanın atası sayılamayacağı, evrimci kaynaklar tarafından da kabul edilir hale gelmiştir. Ünlü Fransız bilim dergisi Science et Vie, Mayıs 1999 sayısında bu konuyu kapak yapmıştır. Australopithecus afarensis türünün en önemli fosil örneği sayılan Lucy'i konu alan dergi, "Adieu Lucy" (Elveda Lucy) başlığını kullanarak Australopithecus türü maymunların insanın soy ağacından çıkarılması gerektiğini yazmıştır. St W573 kodlu yeni bir Australopithecus fosili bulgusuna dayanarak yazılan makalede, şu cümleler yer almaktadır:
Yeni bir teori Australopithecus cinsinin insan soyunun kökeni olmadığını söylüyor... St W573'ü incelemeye yetkili tek kadın araştırmacının vardığı sonuçlar, insanın atalarıyla ilgili güncel teorilerden farklı; hominid soy ağacını yıkıyor. Böylece bu soy ağacında yer alan insan ve doğrudan ataları sayılan primat cinsi büyük maymunlar hesaptan çıkarılıyor... Australopithecuslar ve Homo türleri (insanlar) aynı dalda yer almıyorlar, Homo türlerinin (insanların) doğrudan ataları, hala keşfedilmeyi bekliyor.11
Moleküler Biyolojinin, İnsanın Sözde Evrimine Delil Sağladığı İddiası Doğru Değildir
UBA'nın moleküler biyoloji hakkındaki iddiası, insanların genetik olarak şempanze ve gorile daha yakınken, orangutan ve diğer primatlara daha az benzediği tezi üzerinde kuruludur. Oysa bu tümüyle yanlış bir değerlendirmedir. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, UBA'nın bu kitapçığı yayınladığı 1998 yılında insan genomu henüz deşifre edilmemişti. Bilindiği gibi İnsan Genom Projesi'nin sonuçları 2001 yılında yayınlandı. Şempanze ve orangutanların genetik şifreleri ise hala çözülmüş değildir. Dolayısıyla, bu türler arasında güvenilir sonuçlar elde edilecek bir kıyas yapmak henüz mümkün değildir. Bazı yayınlarda karşımıza çıkan bu tür moleküler kıyaslamalar ise, bazı proteinler veya genler üzerinden yapılan kısıtlı kıyaslar sonucunda elde edilen verilerdir. Bu nedenle, bir başka protein veya moleküler bir yapı üzerinde bir kıyas yapıldığında daha farklı, hatta birbiriyle çelişkili sonuçlar elde edilebilmektedir.
Şempanze, goril ve insan kolları arasındaki ilişki halen çok belirgin değildir; bazı sonuçlar şempanzenin gorilden çok insana daha yakın olduğunu gösterirken, diğerleri, örneğin mitokondriyal DNA ile ilgili bir yakın dönem çalışması, maymun soyunun insan soyundan şempanze ve gorillere bölünmeden önce ayrıldığını ileri sürer.12
Kısacası bu tür veriler çelişkili sonuçlar vermektedir. Evrimci yayınlarda evrimci ön yargılara uyan sonuçlar yayınlanmakta, diğerlerinden söz edilmemektedir. Moleküler biyolojiden elde edilen verilerin insanın evrimi iddiası ile uyuşmadığı evrimcilerin de kabul ettikleri bir gerçektir. Örneğin Dr. Takahata, "A Genetic Perspective on the Origin and History of Humans," başlıklı bir makalesinde şöyle demektedir:
DNA dizilim verileriyle bile, evrim süreçlerine doğrudan hiçbir erişimimiz yoktur, yani yok olan geçmişin objektif rekonstrüksiyonu yalnızca geniş bir hayal gücüyle sağlanabilir.13
Diş ve iskelet kalıntıları evrimsel geçmişi çizmede güvenilmezdirler. Bu kalıntılardan yola çıkılarak yapılan soy ağaçları moleküler araştırma sonuçlarına ters düşmektedir.15
Ayrıca aynı yazıda bu durum "paleontolojiye hakim olan belirsizlik" diye yorumlanarak, insanın evriminin "her zaman olduğu gibi bir sır" olarak kaldığı aktarılmaktadır.
TÜBA'nın Çeviri Editörlerinin Notundaki Büyük Yanılgı
İnsanın evrimi ile ilgili bölüme, TÜBA'nın çeviri editörleri bir dipnot eklemişler ve dipnotta, 2001 yılında açıklanan İnsan Genom Projesi sonuçlarının "gerçekten de canlılar arasında akrabalık yakınlıklarını yansıtacak biçimde büyük bir genom benzerliği olduğunu gösterdiğini ve insan genomu ile şempanze genomunun %98'den fazla benzerlik gösterdiğini" iddia etmişlerdir. (Bilim ve Yaratılışçılık, s. 24) Bu %98 benzerlik iddiası, evrimcilerin en önemli propaganda malzemelerinden biridir ve evrimci yayınlarda sık sık kullanılır. Ne var ki,2) Ayrıca, daha önce de söz edildiği gibi, moleküler kıyaslamalar sonucunda elde edilen veriler, çoğu zaman evrimcilerin beklentileri ile çelişmektedir, dolayısıyla iki canlı türü arasında moleküler benzerlik bulunması, o canlıları birbirlerinin evrimsel akrabası olarak kabul etmek için yeterli değildir.
3) Tüm bunların dışında belirtilmesi gereken bir başka önemli nokta, yakın zaman önce yapılan bazı analizler sonucunda insan ve şempanze arasındaki farklılığın bilinenin en az üç katı olduğunun anlaşılmış olmasıdır. Söz konusu araştırmada, evrimci yayınlarda (örneğin UBA kitapçığında) iddia edildiği gibi insanlar ve şempanzelerin genetik yapısının "%98 benzer" olmadığı ve genetik benzerliğin %95'ten öteye gitmediği belirtilmektedir. CNN'in web sayfasında 25 Eylül 2002 tarihinde yayınlanan "Humans, chimps more different than thought" (İnsanlar, şempanzeler düşünüldüğünden daha farklı) başlıklı yazıda bu araştırmanın sonuçları şöyle haber verilmiştir:
Yapılan yeni genetik araştırmaya göre, insanlar ve şempanzeler arasında bir zamanlar inanıldığından çok daha fazla farkılık var.
Biyologlar uzun bir süre şempanzelerin ve insanların genlerinin %98.5 benzer olduğunu savundular. Ancak California Institute of Technology biyologlarından Roy Britten, bu hafta yayınlanan çalışmada, genleri karşılaştırmak için kullanılan yeni bir yöntemin insanlar ve maymunların arasındaki genetik benzerliğin yalnızca %95 oranında olduğunu gösterdiğini açıkladı.
Britten, araştırmasını, insan DNA zincirindeki 3 milyon baz çiftinden 780.000 tanesini şempanzelerinki ile karşılaştıran bir bilgisayar programına dayandırdı. Daha önceki araştırmacıların bulduklarından daha fazla birbirine benzemeyen bölüm buldu ve DNA bazlarının en az %3.9 oranında farklı olduğu sonucuna vardı.
Bu durum onu, türler arasında yaklaşık %5 oranında genetik bir farklılık olduğu sonucuna götürdü. 16
Darwinizm'e olan koyu bağlılığı ile tanınan İngiliz bilim dergisi New Scientist de aynı konuyu 23 Eylül 2002 tarihli internet haberinde"Human-Chimp DNA Difference Trebled" (İnsan-Şempanze Genetik Farkı Üç Katına Çıktı" başlığıyla haber yaptı:
İnsan ve şempanze DNA'ları arasında yapılan yeni karşılaştırmalara göre, eskiden düşünüldüğünden daha eşsiziz. Uzun bir süre, en yakın akrabalarımız ile genetik yapımızın %98.5 benzeştiği görüşü savunuldu. Şimdi bunun yanlış olduğu ortaya çıkıyor. Gerçekte, genetik yapımızın %95'den daha az kısmını paylaşıyoruz, şempanzeler ile aramızdaki farklılık düşünüldüğünden 3 kat daha fazla. 17
Ortak Tasarım
Bu karşılaştırmalardan biri, insan ile nematod filumuna bağlı solucanlar arasında yapılmış ve %75 benzerlik gibi ilginç bir sonuç ortaya çıkmıştır. 18 Öte yandan bazı proteinler üzerinde yapılan analizler de, insanı çok daha farklı canlılara yakın gibi göstermektedir. Cambridge Üniversitesi'ndeki araştırmacıların yaptığı bir çalışmada, kara canlılarının bazı proteinleri karşılaştırılmaktadır. Hayret verici bir şekilde, yaklaşık bütün örneklerde insan ve tavuk, birbirlerine en yakın akraba olarak eşleşmişlerdir. Bir sonraki en yakın akraba ise timsahtır. 19
Richard Owen |
Bu genetik benzerliklerin var olması ise, son derece doğal, hatta kaçınılmazdır. Çünkü insan bedeni de diğer canlılarla aynı malzemeden, aynı elementlerden oluşur. İnsanın soluduğu hava, yediği besinler, içinde yaşadığı iklim hayvanlarınkiyle aynıdır. Dünya üzerindeki tüm yaşam "karbon bazlı"dır; yani karbon atomunun kurduğu kimyasal bileşiklerle inşa edilmiştir. Dolayısıyla insan da diğer canlılarla benzer proteinlere ve bunların genetik kodlarına sahiptir. Ama bu, insanın diğer canlılarla ortak bir kökenden geldiği, onlardan evrimleştiği gibi bir anlam taşımaz.
Nitekim, farklı canlılar arasında yapılan genetik karşılaştırmalar, 150 yıllık evrim ağacını alaşağı etmiş durumdadır. Peki bu durumda canlılardaki benzer yapıların bilimsel açıklaması nasıl yapılabilir? Bu sorunun cevabı, Darwin'in evrim teorisi bilim dünyasına hakim olmadan önce verilmişti. Canlılardaki benzer yapıları ilk kez gündeme getiren Carl Linneaus ya da Richard Owen gibi bilim adamları, bu yapıları "ortak tasarım" örneği olarak görmüşlerdi. Bu açıklamaya göre benzer organlar veya benzer genler, ortak bir atadan tesadüfen evrimleştikleri için değil, belirli bir işlevi görmek için bilinçli bir şekilde tasarlanmış oldukları için benzerdir.
Modern bilimsel bulgular ise, benzer organlar için ortaya atılan "ortak ata" iddiasının tutarlı olmadığını ve yapılabilecek yegane açıklamanın söz konusu "ortak tasarım" açıklaması olduğunu göstermektedir. Diğer bir ifadeyle, canlılar ortak bir planla yaratılmışlardır.
UBA'nın Afrika'dan Çıkış Yanılgısı
Bu sınıfın (Homo sınıfı) Avrasya'da ve güney-doğu Asya'da ortaya çıkışı hakkındaki belirsizlikler, H. erectus'un kökeninin yeri ve zamanını doğru olarak belirlemeyi imkansız kılmaktadır. Elimizdeki deliller coğrafi yayılımının yönünü saptamak için yetersiz.20
Her iki tez de herhangi bir kanıta değil evrimci bilim adamlarının ön yargılarına dayalı olarak ortaya atıldığı için, ortak bir karara varılamamaktadır. Çünkü her iki tez de birçok çelişki ve açmazla doludur. Nitekim bu konuya Ağustos 1999 sayısında yer veren Scientific American dergisinde "Her iki buluşun öneminin sorgulandığı" belirtilmiştir. 21
Sonuçta, ortada herhangi bir kanıta dayanmayan hipotezler, varsayımlar ve senaryolardan başka birşey yoktur. Evrim teorisi, yeryüzünde hayatın nasıl ortaya çıktığı, farklı canlı gruplarının nasıl var olduğu gibi temel soruları hiçbir şekilde açıklayamamakta, fosil kayıtlarında aniden beliren farklı türler ya da canlılardaki kompleks tasarımlar karşısında çaresiz kalmaktadır. Bu nedenle de evrim savunucuları, temel ve somut gerçeklerden değil, ortaya atılan ve birbiriyle çelişen evrim senaryolarından söz etmektedirler. Bu yolla, evrim teorisinin yolun sonuna geldiğini, bu teoriyi destekleyen hiçbir bilimsel kanıt olmadığını gizleme çabasındadırlar.
UBA'nın Neandertal İnsanı Hakkındaki Yanılgıları
Sağ üstte, İsrail'de bulunan Homo Sapiens neandarthalensis, Amud 1 kafatası yer alıyor. Neandertal insanı genel olarak kısa boylu ve sağlam yapılı olarak bilinir. Ancak bu fosilin sahibinin boyu 1.80 cm olduğu tahmin edilmektedir. Beyin hacmi ise bugüne kadar rastlanılanların en büyüğüdür: 1740 cc. Bu nedenlerle bu fosil Neandertallerin ilkel bir tür olduğu yönündeki iddiaları çok kesin bir şekilde yıkan bir delil niteliğindedir. Yanda görülen Kebara 2 (Moşe) fosili bugüne kadar bulunmuş en iyi tamam Neandertal kalıntısıdır. 1.70 boyundaki bu bireyin iskelet yapısı günümüz insanından ayırdedilememektedir. |
Söz konusu DNA analizi, Münich Üniversitesi'nden Svante Pääbo tarafından yürütülmüştür. Pääbo ve ekibi, çekirdek DNA'sı yerine Neandertal insanının fosilinden elde edilen mitokondriyal DNA (mtDNA) üzerinde incelemeler yapmıştır. Bu tür araştırmalarda mtDNA'nın kullanılmasının nedeni, her hücrenin çekirdeğinde DNA'nın yalnızca iki kopyası varken, her hücrede mtDNA'nın 500-1000 arasında kopyasının bulunmasıdır. Bu durumda eski mtDNA'ların korunmuş olma olasılığı daha yüksektir. Ancak söz konusu DNA analizinin güvenilirliğini azaltan çok ciddi sorunlar bulunmaktadır. Bu sorunlardan bazıları şöyledir:
1. Yapılan kıyaslarda izlenen yöntem yanlıştır
1) NEANDERTALLERİN DİKİŞ İĞNESİ Neandertal insanının günümüzden onbinlerce yıl önce giyim-kuşam bilgisine sahip olduğunu gösteren ilginç bir fosil: 26 bin senelik iğne. (D.Johanson, B. Edgar. From Lucy to Language. s.99) 2) NEANDERTALLERİN FLÜTÜ Neandertal insanına ait, kemikten yapılmış flüt. Bu flüt üzerinde yapılan hesaplamalar, deliklerin doğru notalarda ses verecek biçimde açıldığını, yani bunun son derece ustaca tasarlanmış bir enstrüman olduğunu göstermiştir. Sağda, Bob Fink adlı araştırmacının flütle ilgili hesapları görülüyor. Bu gibi bulgular, evrimci propagandanın aksine, Neandertal insanlarının ilkel mağara adamları değil, medeni bir insan ırkı olduğunu göstermektedir. (The AAAS Science News Service, Neandertals Lived Harmoniously, 3 Nisan 1997) |
2. Tür yakınlığı sorunu
Söz konusu araştırmacılar, mtDNA dizilim farklılıklarını aynı zamanda evrimsel akrabalığın bir ölçütü olarak da kullandılar. Böylelikle Neandertalleri evrimsel dizilimde modern insanlar ve şempanzeler arasına ayrı bir tür olarak yerleştirdiler. Ancak, günümüzde kendi aralarındaki mtDNA dizilimi farklılıkları, Neandertal bireyin aralığı içerisinde olan bazı modern insanlar da vardır. Öyle ise, bu mantığa göre, günümüzde yaşayan bu insanların da, Neandertalden daha az evrimleştiklerini ve şempanzeye daha yakın olduklarını kabul etmek gerekir (!) Bu, evrimciler açısından dahi kabul edilebilir bir sonuç değildir.3. Moleküler saat sorunu
Daha önceki bölümlerde de incelendiği gibi, moleküler saat kavramı üzerine kurulu evrimsel çıkarımlar gerçekleri yansıtmamaktadır. Modern insanlar ve Neandertallerin birbirlerinden ayrı türler olduğu varsayımının temelinde ise "moleküler saat" kavramının evrimciler tarafından koşulsuz kabulü yatmaktadır.G. A. Clark ise moleküler saat yönteminin güvenilir olmadığı hakkında şöyle der:
Moleküler saat modelleri problemli varsayımlarla doludur. Baz çiftlerinin yer değiştirme oranlarıyla ilgili düşünce farklılıkları bir kenara bırakılsa bile, moleküler bir saatin nasıl ayarlanabileceği ve mtDNA mutasyonlarının nötr olup olmadığı, Neandertal dizilimlerinin... modern insanınkinden farklı olması, "modernler" ve "Neandertallerin" farklı türler olup olmadığı sorusunu çözmemektedir."23
...Mevcut durumda, çok az verinin ardındaki çok fazla spekülasyonla karakterize edilen bir araştırma alanı." 24
Science dergisinde 1998 yılında yayınlanan bir makalede ise "moleküler saat"in yirmi kat kadar hata yapıyor olabileceği belirtilmektedir. Texas Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Niel Howard şöyle demektedir:
Biz buna bir kronometre gibi davranıyorduk, ancak doğruluğu bence bir güneş saati kadar. 25
4. Evrimsel akrabalığı belirlemede mtDNA'nın kullanılmasındaki sorunlar
Evrimcilerin kendileri dahi, evrimsel akrabalıkların belirlenmesi için mtDNA'nın kullanılmasının doğru bir metod olup olmadığını sorgulamaktadırlar. Standford Üniversitesinden genetikçi l. Luca Cavalliq Sforza ve yardımcıları şöyle yazmaktadırlar:Mitokondriyal genom bir bireyin genetik materyalinin yalnızca küçük bir bölümünü temsil etmektedir ve bütünün temsilcisi olamaz.26
Primat akrabalıklarını belirleyebilmek için mtDNA'nın kullanımındaki varsayımları test ettikten sonra, Columbia Üniversitesinden D. Melnick ve G. Hoelzer şu bilgiyi vermektedirler:
"Bizim sonuçlarımız "doğru" popülasyonun genetik yapısının tahmin edilmesi, genetik olayların tarihlendirilmesi, filogenilerin oluşturulması için mtDNA'nın kullanımına ilişkin ciddi problemler ileri sürmektedir." 27
Bunların dışında, yukarıda bahsedilen PCR kopyalama tekniğinde görülebilen kopyalama hataları gibi sorunlar da bu tür çalışmaların güvenilirliğini zayıflatmaktadır. Bu sorunların en önemlisi ise, söz konusu evrimci bilim adamlarının, evrim teorisine körü körüne olan bağlılıklarıdır. Bu nedenle, evrim konusundaki araştırmalar objektiflik içinde yürütülmemekte, veriler evrim teorisine uydurulmaya çalışılmaktadır. Cornell Üniversitesi'nden Kenneth A. R. Kennedy bu konuda şu yorumda bulunur:
Paleontolojik ve arkeolojik verilerin, evrimsel ve genetik modellere uygun olması için zorlanması uygulaması, mitokondriyal DNA'nın moleküler saatini temel alan tarihlerin yeniden yorumlanmasında da görülmektedir...28
Pääbo'nun Neandertal mtDNA'sı üzerine yaptığı çalışma ise bunun tipik bir örneğidir. Cambridge Üniversitesinden antropolog Robert Foley'e göre, Pääbo ve ekibinin söz konusu çalışması; "genleri, daha fazla bilgiye -örneğin seleksiyon ve kayma, kültürel iletim süreçleri, tarih ve coğrafya, fosiller, antropoloji ve istatistik hakkında bilgiye- sahip olmaksızın, yorumlamanın ne kadar anlamsız olduğunu göstermektedir." 29
Evrimciler Dahi İnsanın Sözde Evrimine Dair Delil Olmadığını Kabul Etmektedirler
Her ne kadar UBA, okuyucu kitlesini ikna edebilmek için, insanın evrimi konusunda hiçbir ciddi bilimsel şüphe bulunmadığını iddia etse de, gerçek böyle değildir. İnsanın sözde evrimi, evrim teorisinin en büyük çıkmazlarından birini oluşturmaktadır. İnsanın kökeni konusundaki ünlü yayınlardan biri olan Discovering Archeology dergisinde, derginin editörü Robert Locke tarafından yazılan makalede "insanın atalarını aramak, ışıktan çok ısı veriyor" denmekte ve ünlü evrimci paleoantropolog Tim White'ın şu itirafı aktarılmaktadır: "Bugüne dek cevaplayamadığımız sorulardan dolayı hepimiz hüsrana uğramış durumdayız."30Belki de bilimin hiçbir alanı insanın kökenini bulma çabalarından daha fazla tartışmalı değildir. Seçkin paleontologlar insan soy ağacının en temel hatları üzerinde bile anlaşmazlık içindeler. Yeni dallar büyük patırtı ile oluşturulur, ancak yeni fosil bulguları karşısında geçerliliğini kaybedip yok olurlar.31
Aynı gerçek, ünlü Nature dergisinin editörü Henry Gee tarafından da yakın zaman önce kabul edilmiştir. Gee, 1999 yılında yayınlanan In Search of Deep Time adlı kitabında "insanın evrimi ile ilgili 5 ila 10 milyon yıl öncesine ait tüm fosil kanıtlarının küçük bir kutuya sığabilecek kadar az olduğunu" söyler. Gee'nin bundan vardığı sonuç ilginçtir:
Ata-torun ilişkilerine dayalı insan evrimi şeması, tamamen gerçeklerin sonrasında yaratılmış bir insan icadıdır ve insanların önyargılarına göre şekillenmiştir... Bir grup fosili almak ve bunların bir akrabalık zincirini yansıttıklarını söylemek, test edilebilir bir bilimsel hipotez değil, ama gece yarısı masallarıyla aynı değeri taşıyan bir iddiadır eğlendirici ve hatta belki yönlendiricidir, ama bilimsel değildir.32
2001 yılında bulunan Kenyanthropus platyops adlı fosil, insanın sözde evrimi ile ilgili evrimcilerin iddiaları daha da tutarsız hale getirmiştir. |
"İnsanın evrim tarihi çok karmaşık ve çözümlenmemiştir. Şimdi 3.5 milyon yıllık başka bir türün bulunması ile durum daha da karışacak gibi görünüyor... Kenyanthropus platyops'un yapısı genel olarak insanın evrimi ve türlerin davranışı konuları hakkında birçok soruyu beraberinde getiriyor... K. platyops'in önümüzdeki birkaç yıl içindeki başlıca rolünün, birlikleri bozucu ve insanımsılar arasındaki evrimsel ilişkinin araştırmalarında karşılaşılan kargaşayı daha da büyütücü bir rolü olacağını düşünüyorum." 33
Evrimci paleontologlar Villie, Solomon ve Davis ise "biz insanlar fosil kayıtlarında aniden beliriyoruz" diyerek, insanın yeryüzünde aniden, yani hiçbir evrimsel atası olmadan ortaya çıktığını kabul etmektedirler.34
Diğer bazı evrimcilerin konu hakkındaki görüşleri ise şöyledir:
J. Bower:
Verilerin birçok sorunla yüklü olduğu doğrudur… Birçok fosil parçalar halindedir ve kemikler kendi orijinal konumlarına ender olarak geri getirilebilir. Buna ek olarak bir başka problem de insan fosillerinin tarihlendirilmesinin genellikle karmaşık ve bulanık olmasıdır. Sonuç olarak, fosil kayıtlarında ciddi boşluklar vardır. 36
A.Hill:
Diğer bilimlerle karşılaştırıldığında, masalsı unsurlar en çok paleontolojide vardır. İnsan evriminin hipotezleri ve hikayeleri sıklıkla veriler tarafından desteklenmemiş şekilde ortaya çıkar ve büyük ölçüde genel ön kabuller içerir ve var olan veriler de genellikle onları yanlışlamak ya da kanıtlamak için bile yetersizdir. Bir çok yorum yapılması olasıdır. 37
Niles Eldredge ve Ian Tattersall:
İnsanın kökeni ile ilgili yapılan buluşlar evrim teorisi ile çelişen sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Örneğin, şempanzeler, goriller, orangutanlar ve gibonlar arasındaki bölünme sırası ile ilgili beş farklı soy ağacı ileri sürülmüştür. |
D. Willis:
Son birkaç yıl içinde hominidler, şempanzeler, goriller, orangutanlar ve gibonlar arasındaki bölünme sırası için beş farklı ağaç ileri sürülmüştür. 39
Dünya üzerindeki kendi kökenlerimize ilişkin deliller büyük ölçüde bilinmez kalmışlardır. 40
G.L. Stebbins:
İnsanın kökenleriyle ilişkili olarak, son on beş yıl içerisinde yapılan buluşlar karmaşık bir resim sunmaktadır. Olgular basit bir Ramapithecus-Australopithecus-Homo habilis, Homo erectus-Homo sapiens dizilimi hipotezini desteklememektedir. 41
Görüldüğü gibi, evrimciler dahi, insanın sözde evriminin bilimsel bulgular tarafından desteklenmediğini kabul etmektedirler. Kitap boyunca da incelendiği gibi, evrim teorisi bilimsel delillerle savunulmamakta, tamamen ideolojik ön yargılarla sahiplenilmektedir. Tek bir hücrenin dahi tesadüfi mekanizmalarla nasıl oluştuğunu, insanı insan yapan bilincin, insan ruhuna ait özelliklerin nasıl kazanıldığını, cansız ve şuursuz maddenin nasıl olup da düşünen, konuşan, sevinen, neşelenen, endişelenen, heyecanlanan, buluşlar yapan insana dönüşebildiğini kesinlikle açıklayamayan evrim teorisi, dünya tarihinin en akıl ve bilim dışı iddialarından biridir.
0 yorum:
Yorum Gönder