Örneğin Nature dergisinin editörü Henry Gee, In Search of Deep Time isimli kitabında, fosil kayıtlarında evrim teorisini destekleyen 'kanıt yığınları' bulunduğunu değil, aksine eldeki kanıtların evrimciler tarafından kendi ön yargılarına göre taraflı şekilde yorumlandığını şöyle belirtmektedir: Evrimle ilgili olarak yaptığımız varsayımların çoğu, özellikle fosil kayıtlarından anlaşıldığı kadarıyla yaşamın tarihi ile ilgili olanlar , temelsizdir. Bunun sebebi bilim adamlarının ilgilendikleri, çok büyük olduğu için anlatı sanatının gücünü aşan jeolojik zamanın boyutudur. Atalarımız olarak değerlendirdiğimiz fosil varlıklar gibi fosiller hayatın tarihi için birinci derecede deliller oluşturmaktadır, ancak her bir fosil, diğer fosillerle ve günümüzde yaşayan canlılarla ilişkileri bulanık olan, dipsiz bir derinlikteki zaman denizinin içinde kaybolmuş sonsuz küçüklükteki birer noktadır. Jeolojik zaman sınırının aksine anlatılan ve fosilleri sebep ve sonuç ya da ata ve torun şeklinde diziler halinde birbirine bağlayan hikayelerin hepsi bu nedenle üretimi ancak bizlere ait olan hikayelerdir. Bu hikayeleri bizler, kendi ön yargılarımıza bağlı olarak hayatın tarihini haklı göstermek için icad ederiz.1 Evrimci ön yargılarla bakılmadığında, fosil kayıtlarının evrim teorisi ile birçok noktada çeliştiği açıkça görülecektir. Bu çelişkilerden bazıları özetle şöyledir:
2. Evrim teorisi ile fosil kayıtları arasındaki ikinci çelişki, durağanlık konusudur. Fosil kayıtlarında, formların farklı vücut formlarına yavaş yavaş bir dönüşümü değil, formların durağanlığı yani değişmezliği görülmektedir. 3. Jeolojik dizi, teorinin tahmininin tam aksi yönindedir. Evrim teorisi küçük evrimsel değişikliklerin yavaş yavaş biriktiğini, yani daha ilkel sınıfların zaman içinde önce içlerinde çeşitlendiklerini ve bu çeşitlenmenin zamanla farklı ve daha kompleks vücut planlarına yol açtığını öne sürmektedir. Diğer bir deyişle, evrim teorisine göre çeşitlilik farklılaşmadan önce gelmelidir. Jeolojik dizi, yani fosillerin yeryüzü tabakalarındaki sıralaması ise tam tersini gösterir: farklılık çeşitlilikten önce gelmektedir. Birbirinden çok farklı temel vücut planları yaşam tarihinde, Kambriyen Dönemi olarak bilinen dönemde, aniden, hiçbir evrimsel ataya sahip olmadan belirmektedir. Önceden var olan bu formları ise varyasyonlar izlemektedir. Yaşamın doğa tarihi sistematik olarak üstten alta doğrudur, Darwinci teorininin öne sürdüğü gibi alttan üste doğru değil. Evrim teorisi ile fosil kayıtları arasındaki bu çelişkileri kısaca inceleyelim. Ara Geçiş Formları Yoktur Darwin, evrimi çok büyük zaman dilimleri içinde bir türden diğerine aşamalı geçişler olarak hayal etmişti. Buna göre türleri birbirlerine bağlayan sayısız ara halka olmalıydı. Darwin bunu Türlerin Kökeni adlı kitabında şöyle ifade etmişti:...Daha önce dünyada var olmuş ara türlerin sayısı gerçekten muazzam olmalıdır. Öyleyse neden tüm jeolojik oluşumlar ve tüm katmanlar bu tür ara halkalarla dolu değil? Jeoloji kesinlikle bu tip incelikle derecelendirilmiş herhangi bir organik halka ortaya koymamaktadır, ve bu, belki de, benim teorime karşı geliştirebilecek en belirgin ve en ciddi itirazdır.2 Darwin, hayvan filumlarının hiçbir evrimsel ataya sahip olmadan, aniden ortaya çıkışının çok ciddi bir sorun olduğunu yine Türlerin Kökeni kitabında şöyle ifade etmişti: Çok daha ciddi bir şekilde ortaya çıkan ilişkili bir problem daha vardır ki, bu da hayvanlar aleminin temel sınıflarına ait türlerin bilinen en aşağı tabakalardaki fosil kayalarında aniden ortaya çıkmasıdır...3 Darwin'in sözünü ettiği ciddi problem günümüzde de devam etmektedir. Türlerin birbirlerinden evrimleştiklerini göstermesi beklenen delillere fosil kayıtlarında rastlanmamaktadır. Fosil kayıtlarında türler arasında ara geçişlerin olmadığı o kadar açıktır ki, birçok evrimci bunu itiraf etmek zorunda kalmıştır. Bu itiraflardan bazıları şöyledir: John Hopkins Üniversitesinden Prof. Dr. S.M. Stanley: Bilinen fosil kayıtları kademeli evrim ile uyumlu değildir ve hiçbir zaman olmamıştır... Paleontologların çoğunluğu, delillerinin Darwin'in bir türün değişimine götüren çok küçük, yavaş ve giderek biriken değişiklikler üzerine yaptığı vurguyla çelişir durumda olduğunu hissetmiştir... Onların hikayeleri de örtbas edilmiştir. 4 Felsefe ve zooloji Profesörü Michael Ruse: Fosil kayıtlarında pek çok boşluk olduğunun kabul edilmesi gerekir... bu boşlukların hepsinin ya da birçoğunun doldurulabileceğini düşünmek için hiçbir neden yoktur.5 Amerikan Doğa Tarihi Müzesinden paleontolog Niles Eldredge ve antropolog Ian Tattersall: Kayıtlardaki sıçramalar ve tüm deliller kayıtların gerçek olduğunu gösteriyor: gördüğümüz boşluklar yapay bir fosil kaydının yapısını değil, yaşamın tarihindeki gerçek olayları yansıtmaktadır.6 India Moleküler Biyoloji Enstitüsü müdürü Rudolf A. Raff ve India Üniversitesinden araştırmacı Thomas C. Kaufmann: 20. yüzyılın belki de en önde gelen evrimci biyoloğu Ernst Mayr: Paleontologlar Darwin'in kademeli evrim önermesiyle paleontolojinin gerçek bulguları arasında görünen çelişkinin uzun zamandan beri farkındaydı. Zaman içinde birbirini izleyen soy çizgileri yalnızca minimal düzeyde kademeli değişiklikleri ortaya koyar görünmektedir ancak bir türün farklı bir cinse değişimi için ya da evrimsel bir yeniliğin kademeli kökenine ilişkin hiçbir delil bulunmamaktadır. Gerçekten yeni olan herşey, fosil kayıtlarında son derece ani bir şekilde ortaya çıkmış görünmektedir.8 Darwin'in 150 yıl önce dikkat çektiği ve günümüzde evrimciler tarafından da kabul edilen Darwinizm'in fosil probleminin Ulusal Bilimler Akademisi tarafından görmezden gelinmesi veya okuyuculardan saklanmaya çalışılması bilimsel saygınlık iddiasında olan bir kuruluşa yakışmamaktadır. Stephen Jay Gould gibi evrim teorisinin açmazlarını itiraf etmekten kaçınmayan evrimciler, fosil kayıtlarının evrim teorisi için 'inatçı ve rahat vermeyen' bir sorun olduğunu kabul ederken 9, Ulusal Bilimler Akademisi'nin bulguları görmezden gelmeye çalışması, bu kurumun bilimsel saygınlığı hakkında doğal olarak ciddi kuşkular doğurmaktadır. Fosil Kayıtlarındaki 'Durağanlık' 'Durağanlık', biyolojik değişim yaşanmaması demektir, bu ise evrim olmadığı anlamına gelir. Nitekim yoktur da. Çünkü fosil kayıtlarında, bir türün, soyu devam ettiği sürece değişim göstermediği, 'durağan' olduğu, yani fosil kayıtlarında ilk olarak nasıl belirdiyse, fosil kayıtlarından kaybolana kadar tamamen aynı formunu koruduğu görülmektedir. Stephen Jay Gould, fosil kayıtlarının evrim teorisi ile çeliştiğini ilk kez 1970'li yıllarda şöyle ilan etmiştir:Fosilleşmiş türlerin çoğunun tarihi, kademeli evrimle çelişen iki farklı özellik ortaya koymaktadır: 1. Durağanlık: Çoğu tür, dünya üzerinde var olduğu süre boyunca hiçbir yönsel değişim göstermez. Fosil kayıtlarında ilk ortaya çıktıkları andaki yapıları ne ise, kayıtlardan yok oldukları andaki yapıları da aynıdır. Morfolojik (şekilsel) değişim genellikle sınırlıdır ve belirli bir yönü yoktur. 2. Aniden ortaya çıkış: Herhangi bir lokal bölgede, bir tür, atalarından kademeli farklılaşmalara uğrayarak aşama aşama ortaya çıkmaz; bir anda ve 'tamamen şekillenmiş' olarak belirir.10
Gelişmiş türler genellikle var oldukları süre boyunca ya hiç değişmez, veya çok az, oldukça yüzeysel biçimde değişirler (bu da çoğu zaman sadece büyüklük açısından olur). Bu nedenle gözlenen değişimler hakkında yapılan çıkarımları daha uzun jeolojik süreçlere uygulamak, büyük canlı gruplarının geçirdiği genel evrimsel süreçleri belirleyen kapsamlı değişiklikler hakkında bilgi vermez. Çoğu zaman, en iyi delillere sahip olunan türlere dahi bu açıdan bakıldığında bir çok türe pek bir şey olmadığını görürüz. 11 Bu sözünden de anlaşıldığı gibi Gould, birçok türün pek bir değişikliğe uğramadığını itiraf etmektedir. Gould, yine aynı dergide 1993 yılında yayımlanan bir yazısında ise şöyle demiştir: Birçok fosil türünün jeolojik yaşam süresi boyunca durağanlığı ya da hiçbir değişim geçirmeyişi, tüm paleontologlar tarafından sözle ifade edilmeksizin onaylanmıştır, ancak asla üzerinde etraflıca çalışılmamıştır... Durağanlığın çok yaygın olması, fosil kayıtlarının utandırıcı bir özelliği haline geldi ancak yokluğun (ki bu evrimin yokluğudur) bir ilanı olarak göz ardı edilmiş olarak bırakıldı.12
Paleontologlar fosillerini kaya kayıtları boyunca izlediklerinde, bekledikleri değişiklikleri görmemektedirler... Fosillerin her bir farklı türünün, fosil kayıtları içerisinde var oldukları süre boyunca tanınır şekilde aynı olduğu, Darwin Türlerin Kökeni adlı kitabını yayınlamadan çok daha öncesinden beri paleontologlar tarafından bilinmekteydi. Darwin'in kendisi, ... gelecek nesil paleontologların bu boşlukları gayretli arayışlarıyla dolduracakları tahmininde bulunmuştur... Daha sonrasında yapılan 120 yıllık paleontolojik araştırmalarsa, fosil kayıtlarının Darwin'in varsayımlarının bu kısmını teyid etmeyeceğini son derece açık bir şekilde ortaya koymuştur. Problem, kayıtların eksik olması da değildir. Fosil kayıtları açıkça bu varsayımın yanlış olduğunu göstermektedir. Türlerin uzun zaman dilimleri boyunca şaşırtıcı şekilde sade ve durağan özellikler sergilemesi, kral çıplak hikayesinin tüm özelliklerini taşımaktadır; herkes bilir ancak göz ardı etmeyi tercih eder. Paleontologlar Darwin'in öngördüğü tabloyu inatla reddederek karşı koyan, ve tümüyle başka yöne bakan, söz dinlemez bir kayıtla karşı karşıya kaldılar.13
UBA'nın Jeolojik Dizi Hakkındaki Yanılgıları
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, yeryüzü tabakalarında türlere ait fosiller basitten komplekse doğru bir sıra izlememektedir. Örneğin ilk hayvan filumlarının aniden ortaya çıktıkları Kambriyen Dönem'de yaşamış olan trilobitler oldukça kompleks bir göz yapısına sahiptiler. Bir trilobit gözü yüzlerce küçük petekten oluşur ve bu peteklerin her birinin içinde çift mercek yer almaktadır. Bu göz yapısı tam bir tasarım harikasıdır. Harvard, Rochester ve Chicago Üniversitelerinden jeoloji profesörü David Raup; 'trilobitlerin gözü, ancak günümüzün iyi eğitim görmüş ve son derece yetenekli bir optik mühendisi tarafından geliştirilebilecek bir tasarıma sahipti' demektedir. 14
Kambriyen kayalıklarında bulunan fosiller, salyangozlar, trilobitler, süngerler, solucanlar, deniz anaları, deniz yıldızları, yüzücü kabuklular, deniz zambakları gibi çok farklı canlılara aittir. 1999 yılındaki yeni bir bulgu ise, Kambriyen Dönem'de Haikouichthys ercaicunensis ve Myllokunmingia fengjiaoa olarak adlandırılan iki ayrı balık türünün bile var olduğunu göstermektedir. Bu tabakadaki canlıların çoğunda, modern örneklerinden hiçbir farkı olmayan, göz, solungaç, kan dolaşımı gibi kompleks sistemler, ileri fizyolojik yapılar bulunur. Bu yapılar hem çok kompleks, hem de birbirinden çok farklıdır. Dolayısıyla, UBA'nın canlılığın ilkelden gelişmişe doğru evrimleştiği iddiası kesinlikle doğru değildir.
Darwinist teori, canlılığın bir tür 'giderek genişleyen bir farklılık üçgeni' içinde geliştiğini öngörür. Buna göre canlılık, ilk canlı organizmadan ya da ilk hayvan türünden başlayarak, giderek farklılaşmış ve biyolojik sınıflandırmanın daha yüksek kategorilerini oluşturmuş olmalıdır. Ama hayvan fosilleri bizlere bu üçgenin gerçekte baş aşağı durduğunu göstermektedir: Filumlar henüz ilk anda hep birlikte vardır, sonra giderek sayıları azalır. 16 Son olarak şunu da belirtmek gerekir ki, canlıların birbirlerinden türedikleri iddiasına delil olarak, canlı türlerinin jeolojik katmanlardaki sıralanışlarını göstermek hatalıdır. Evrimcilerin bu iddialarını kanıtlayabilmeleri için farklı jeolojik katmanlardaki farklı türler arasında evrimsel bir geçiş olduğunu gösteren ara formlara ait fosilleri gösterebilmeleri gerekir. Ancak önceki sayfalarda da belirtildiği gibi, bu ara formlardan eser yoktur. Sonuç olarak, UBA'nın fosil kayıtları hakkındaki 'kendinden emin' ifadeleri, gerçekte içi boş, delilsiz, sadece propaganda için kullanılmış iddialardan ibarettir.
| |||||||||||
| KAYNAKÇA: 1 Henry Gee, In Search of Deep Time, Cornell University Press, Ithaca, 1999, s. 1-2. 2 C. Darwin (1859), The Origin of Species (Reprint of the first edition), Avenel Books, Crown Publishers, New York, 1979, s.292 3 C. Darwin, 1859, Origin of Species, London: John Murray 4 S.M. Stanley, The New Evolutionary Timetable:Fossils, Genes and the Origin of Species, Basic Books, Inc Publishers, New York, s.71 5 Michael Ruse, 'Is There a Limit to Our Knowledge of Evolution', Commentary in Bioscience, Vol.34, No.2, s. 101; Also printed in (editor) But Is it Science? Philosophical Question in the Creation/Evolution Controversy, Promotheus Books, Buffalo, New York, 1988, s. 116-126 6 Niles Eldredge and Ian Tattersall, The Myths of Human Evolution, Columbia University Press, 1982, s. 59 7 R. A. Raff and T. C. Kaufman, Embryos, Genes and Evolution: The Developmental Genetic Basis of Evolutionary Change, Indiana University Press, 1991, s. 34 8 Ernst Mayr, One Long Argument: Charles Darwin and the Genesis of Modern Evolutionary Thought, Harvard University Press, Cambridge, Massachusetts, 1991, s. 138 9 S. J. Gould, Is a new and general theory of evolution emerging?', In Maynard Smith (editor, 1982, s. 140 10 S.J. Gould,'Evolution's Erratic Pace', Natural History, vol. 86, Mayıs 1977 11 S. J. Gould, 'Ten Thousand Acts of Kindness,' Natural History, Vol. 97, No.12, Aralık 1988, s. 14 12 S. J. Gould, 'Cordelia's Dilemma', Natural History, Şubat, s. 10-18 13 N. Eldredge ve I. Tattersall, The Myths of Human Evolution, Columbia University Press, 1982, s. 45-46 14 David Raup, 'Conflicts Between Darwin and Paleontology', Bulletin, Field Museum of Natural History, cilt 50, Ocak 1979, s. 24. 15 R. L. Gregory, Eye and Brain: The Physiology of Seeing, Oxford University Press, 1995, s. 31 16 Phillip E. Johnson, 'Darwinism's Rules of Reasoning', Darwinism: Science or Philosophy, Foundation for Thought and Ethics, 1994, s. 12 |
Yazar Hakkında
- Adnan Oktar
- 1956 yılında Ankara'da doğan Adnan Oktar, Harun Yahya müstear ismi ile kitaplarını yazmaktadır. Hayatını tamamen Yüce Allah'ın varlığını ve birliğini insanlara anlatmaya ve Kuran ahlakını yaymaya adamış olan bir kişidir. Üniversite yıllarından başlayarak, hayatının her döneminde, bu kutlu amaca hizmet vermiş ve hiçbir zaman zorluklar karşısında yılmamıştır. Bugün, hala büyük bir sabır ve kararlılık göstererek tüm baskılara karşın fikri mücadelesini devam ettirmektedir.
Konu Başlıkları
-
▼
2010
(11)
-
▼
Mart
(11)
- GİRİŞ
- UBA'NIN HAYATIN KÖKENİ HAKKINDAKİ YANILGISI
- UBA'NIN DOĞAL SELEKSİYON YANILGISI
- UBA'NIN MUTASYONLAR HAKKINDAKİ YANILGILARI
- UBA'NIN FOSİL KAYITLARI HAKKINDAKİ YANILGILARI
- UBA'NIN ORTAK YAPILARI EVRİME DELİL GÖSTERME YANI...
- UBA'NIN TÜRLERİN YAYILIŞINI EVRİME DELİL GÖSTERME...
- UBA'NIN MOLEKÜLER BİYOLOJİNİN EVRİME KANIT SAĞLAD...
- UBA'NIN İNSANIN EVRİMİ YANILGISI
- YARATILIŞ BİLİMSEL BİR GERÇEKTİR
- SONUÇ
-
▼
Mart
(11)
21 Mart 2010 Pazar
UBA'NIN FOSİL KAYITLARI HAKKINDAKİ YANILGILARI
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
0 yorum:
Yorum Gönder